Jül Sezar Kimdir? Doğumundan Ölümüne Roma İmparatorluğu'nu Değiştiren Liderin Hayatı

Tarih

28 Aralık 2025

Jül Sezar'ın Doğumu, Kökeni ve Gençlik Yılları

Jül Sezar, Gaius Julius Caesar adıyla, MÖ 12 veya 13 Temmuz 100 yılında Roma'nın Suburra bölgesinde, köklü bir patrici ailesi olan gens Julia'ya mensup olarak dünyaya geldi.

Sezar, Roma’nın köklü fakat o dönem için siyasi gücü sınırlı ailelerinden biri olan Julii ailesine mensuptu. Babası, kendisiyle aynı adı taşıyan Gaius Jül Sezar, annesi ise soylu Aurelia Cotta idi. Annesi, dönemin Roma aristokrasisi içinde disiplinli, kültürlü ve oğlunun eğitimine büyük önem veren bir figür olarak biliniyordu. Sezar’ın Julia adında bir kız kardeşi vardı; bu Julia, ileride Roma İmparatoru olacak Augustus’un büyükannesi olarak Roma tarihine dolaylı yoldan damga vuracaktı.

Aile bağları Sezar’ın kaderinde belirleyici oldu. Halası Julia, Roma’nın en güçlü askerî figürlerinden biri olan Gaius Marius ile evliydi. Marius, Roma tarihinde benzeri görülmemiş biçimde yedi kez consul seçilmiş, Populares (halkçı) kanadın lideri haline gelmişti. Askerî başarıları ve serveti sayesinde Sezar ailesinin Roma’daki konumunu güçlendirdi.

Ancak Marius’un yükselişi, Roma Cumhuriyeti’nde derin bir siyasal yarılmaya yol açtı. Bir yanda halkçı Populares, diğer yanda senato aristokrasisini savunan Optimates bulunuyordu. Optimates’in liderliğini ise Lucius Cornelius Sulla üstlenmişti. Bu ayrışma kısa sürede kanlı bir iç savaşa dönüştü. Savaşın galibi Sulla oldu ve Roma’da mutlak otoriteyi ele geçirdi.

Sezar henüz 15 yaşındayken babasını kaybetti. Kısa süre içinde hem babasının hem de Gaius Marius’un ölümü, genç Sezar’a hatırı sayılır bir miras bıraksa da onu siyasi açıdan son derece tehlikeli bir konuma sürükledi. Sezar, aile bağları nedeniyle Populares cephesine yakındı çünkü 17 yaşındayken Marius’un en sadık destekçilerinden birinin kızı olan Cornelia ile 17 evliydi.

MÖ 82 yılında, diktatörlüğünü pekiştiren Sulla, Sezar’a Cornelia’dan boşanma emri verdi. Bu emir yalnızca bir aile meselesi değil, siyasi sadakatin açık bir testiydi. Sezar bu emri reddetti ve can güvenliğini riske atmamak için Roma’yı terk etmeyi tercih etti. Kısa süre sonra Sulla, Sezar’ı affettiğini açıklasa da genç aristokrat Roma’ya dönmekte acele etmedi.

Bu dönemde Sezar, Asya ve Kilikya bölgelerinde Roma ordusuna katıldı ve Anadolu’da birçok askerî harekâtta yer aldı. Bu yıllara dair en tartışmalı iddialardan biri, Bithynia Kralı Nicomedes ile ilişki yaşadığı yönündeki söylentilerdi. Roma toplumunda bu tür iddialar büyük bir aşağılanma unsuru sayılıyor, Sezar’ın siyasi rakipleri tarafından ilerleyen yıllarda sıkça alay konusu ediliyordu.

MÖ 80 yılında, Marcus Minucius Thermus komutasındaki birliklerle Milet Kuşatması’na katılan Sezar, burada gösterdiği cesaret sayesinde Roma’nın en prestijli askerî nişanlarından biri olan corona civica (meşe yaprağı tacı) ile ödüllendirildi. Bu ödül, rütbesiz bir askere verilebilecek en yüksek onurdu; Senato’ya bu taçla giren herkes, statüsü ne olursa olsun ayakta selamlanmak zorundaydı.

Sulla’nın MÖ 78 yılında ölümü, Sezar için Roma’ya dönüş yolunu açtı. Roma Forumu’nda siyasi kariyerine adım atan Sezar, aynı zamanda avukatlık yapmaya başladı. Özellikle eyaletlerde görev yapmış soyluların rüşvet ve yolsuzluk davalarında sergilediği etkileyici hitabet, halkın büyük hayranlığını kazandı. Dönemin en ünlü hatibi Cicero bile Sezar’ın ikna gücünü övgüyle anmıştı.

,,

"Sezar'dan daha iyi konuşma ve ikna etme kabiliyetine sahip başka biri var mı?"

Cicero

Kendini daha da geliştirmek isteyen Sezar, Rodos’a giderek ünlü retorik hocası Apollonius Molon’dan ders almak üzere yola çıktı. Ancak bu yolculuk sırasında Kilikyalı korsanlar tarafından kaçırıldı. Korsanlar 20 talent fidye isterken, Sezar bunun kendi değerine yakışmadığını söyleyerek 50 talent talep edilmesini bizzat önerdi. Serbest kaldıktan sonra ise verdiği sözü tuttu; kısa sürede bir filo toplayarak korsanları yakalattı ve hepsini idam ettirdi.

Antik tarihçi Plütark, Sezar’ın bu olayı anlatırken onun daha genç yaşta bile otoriteye meydan okuyan, intikamını ertelemeyen ve kendine mutlak güven duyan bir karaktere sahip olduğunu özellikle vurgular.

,,

O'nu Rodos Adası'nda para karşılığı serbest bıraktıklarında, korsanlara dönüp onların hepsini tek tek uyardı ve onları yakacağını söyledi ama korsanlar şaka yaptığını sanıyordu ve ciddiye almadılar.

Plütark

Pontifex Maximus Seçimi: Jül Sezar'ın Politik Kırılma Noktası

MÖ 63 yılında, daha önce Lucius Cornelius Sulla tarafından Pontifex Maximus görevine atanmış olan Quintus Caecilius Metellus Pius’un ölümü, Roma’daki en etkili dini makam için kritik bir boşluk yarattı. Bu makam yalnızca dinsel bir otorite değil, aynı zamanda Roma siyasetinin merkezinde yer alan son derece güçlü bir politik pozisyondu.

Genç yaşına ve sınırlı maddi gücüne rağmen Jül Sezar, büyük bir risk alarak Pontifex Maximusluk için adaylığını açıkladı. Karşısındaki isimler son derece güçlüydü: Roma aristokrasisinin ağır toplarından Quintus Lutatius Catulus ve deneyimli devlet adamı Publius Servilius Vatia Isauricus. Bu iki figür karşısında Sezar’ın kazanma ihtimali, dönemin gözlemcilerine göre oldukça düşüktü.

Seçim süreci yoğun rüşvet iddiaları ve sert politik çekişmelerle geçti. Sezar, tüm servetini ve siyasi geleceğini ortaya koyarak kampanyasını sürdürdü. Sonuçta, beklentileri tersine çevirerek Pontifex Maximus seçimini kazandı. Bu zafer, yalnızca kişisel bir başarı değil, Sezar’ın Roma’daki güç dengelerini lehine çevirdiği stratejik bir dönüm noktası oldu.

Pontifex Maximus Kışlası’nın yönetimini ele geçiren Sezar, hem dini dokunulmazlık kazandı hem de Roma’nın en etkili aileleriyle doğrudan temas kurma imkânı elde etti. Bu makam sayesinde siyasi nüfuzu hızla genişledi ve ilerleyen yıllarda atacağı daha büyük adımlar için sağlam bir zemin oluşturdu.

Konsüllük, Triumvirlik ve Galya’nın Fethi

Hispania Ulterior ve İlk Askerî Otorite

MÖ 62 yılında, Jül Sezar, Roma siyasi kariyerinde önemli bir eşiği aşarak praetor (üçüncü dereceden konsolosluk seviyesi) görevine seçildi ve idari yetki alanı olarak Hispania Ulterior’a gönderildi. Burada kısa sürede tam otorite kuran Sezar, Roma yasalarını katı bir disiplinle uyguladı ve uygulatmayı başardı. Askerî başarıları ve liderlik yeteneği sayesinde lejyonları tarafından, Roma Cumhuriyeti döneminde yalnızca en üstün komutanlara verilen “Imperator” unvanıyla onurlandırıldı. Senato da bu süreçte Sezar’a açık destek verdi.

Konsüllüğe Giden Yol ve Roma’daki Güç Mücadelesi

MÖ 60 yılında, Sezar Roma’ya dönerek konsüllüğe aday oldu ve seçimi kazandı. Aynı dönemde Roma siyasetinin iki güçlü figürü arasında ciddi bir gerilim yaşanıyordu. Dönemin en büyük generallerinden Gnaeus Pompeius Magnus, Doğu seferlerinden dönen gazileri için İtalya’da toprak dağıtımı talep ediyor, ancak Senato’dan gerekli onayı alamıyordu. Buna karşılık, Roma’nın yasal olarak en zengin adamı ve eski konsül Marcus Licinius Crassus, Pompeius’un bu girişimine açıkça karşı çıkıyordu.

Birinci Triumvirlik: Roma’yı Yöneten Gayriresmî İttifak

Sezar, her iki ismin de gücüne ihtiyaç duyduğunu fark etti: Crassus’un sermayesi, Pompeius’un ise askerî nüfuzu vazgeçilmezdi. Bu çıkar ortaklığı, Roma tarihinde First Triumvirate (Birinci Üçlü İttifak) olarak anılacak olan gayriresmî siyasi ittifakın kurulmasına yol açtı. Sezar, Pompeius ve Crassus artık birbirlerini destekleyen ortaklardı. İttifakın sağlamlaştırılması için Pompeius, Sezar’ın tek kızı Julia Caesaris ile evlendi. Aralarındaki yaş ve dünya görüşü farkına rağmen, Julia ile Pompeius arasında güçlü bir duygusal bağ oluştu ve bu evlilik ittifakın istikrarında önemli rol oynadı.

Galya Valiliği ve Kuzey Sınırlarının Güvence Altına Alınması

Zorlu geçen konsüllük yılının ardından Sezar, Roma’nın kuzey sınırlarını güvence altına almak üzere Galya ve İlirya (Dalmaçya kıyıları) bölgelerine geçti. MÖ 58 yılında, Roma tarihinin en kapsamlı askerî harekâtlarından biri olan Galya Savaşlarını başlattı. Dokuz yıl süren bu savaşlar sonucunda Galya’nın tamamı, bugünkü Fransa’nın büyük bölümü ve Ren Nehri’nin doğusundaki Germen toprakları Roma hâkimiyetine girdi.

Bu seferler sırasında Sezar’ın yanında, kuzeni Lucius Julius Caesar, yakın silah arkadaşı Mark Antony, deneyimli komutan Titus Labienus ve politik rakibi Cicero’nun kardeşi Quintus Tullius Cicero da bulunuyordu.

Helvetler, Belgae ve Venetler’e Karşı Zaferler

Sezar, MÖ 58’de Helvetler’i, MÖ 57’de Belgae kabilelerini, MÖ 56’da ise denizci Venetler’i ağır yenilgilere uğrattı. MÖ 55 yılında, Roma tarihinde bir ilke imza atarak Britanya Seferleri’ni başlattı ve Roma lejyonlarını Manş Denizi’nin ötesine taşıdı.

Galya İsyanı ve Vercingetorix’in Yükselişi

Galya direnişinin doruk noktası ise MÖ 52 yılında yaşandı. Arverni kabilesinin lideri, karizmatik Galya komutanı Vercingetorix, Sezar’a karşı geniş çaplı bir isyan başlattı. Bu karşılaşma, tarihe Alesia Savaşı olarak geçti.

Alesia Kuşatması: Sezar’ın Kuşatma Stratejisi

Alesia, nehirlerle çevrili, yüksek ve savunması güçlü bir tepe yerleşimiydi. Sezar, doğrudan saldırının ağır kayıplara yol açacağını bildiği için tam kuşatma stratejisini tercih etti. Yaklaşık 80.000 asker ve sivilin bulunduğu kentte erzakların tükenmesini beklemeyi planladı. Lejyonerlerine yalnızca üç hafta içinde, Alesia’yı tamamen çevreleyen 18 kilometrelik, ortalama 4 metre yüksekliğinde surlar ve gözetleme kuleleri inşa ettirdi. Bu savunma hattının önüne suyla doldurulmuş hendekler, tuzaklar ve Roma topçu sistemleri yerleştirildi.

Kuşatma sırasında Vercingetorix’in süvari birlikleri inşaatı engellemeye çalışsa da Roma topçusu bu saldırıları püskürttü. Buna rağmen bazı Galya süvarileri kuşatmayı yararak dışarı çıkmayı başardı. Bunun üzerine Sezar, tarihte eşine az rastlanır bir hamle yaparak ikinci bir dış sur hattı inşa ettirdi. Böylece Roma ordusu, iki sur arasında kalarak hem kuşatan hem kuşatılan konumuna geçti. Bu ikinci savunma hattı 21 kilometreyi buluyordu.

Alesia içinde ise durum giderek umutsuzlaşıyordu. Erzaklar tükenmiş, açlık baş göstermişti. Galyalılar, kadın ve çocukları Roma hatlarının dışına çıkararak kuşatmayı yumuşatmayı umdu. Ancak Sezar, hiç kimsenin geçmesine izin verilmemesini emretti. Açlık ve çaresizlik, Vercingetorix’in ordusunda çözülmeye yol açtı.

Son Saldırılar ve Sezar’ın Karşı Taarruzu

Dışarıdan gelen Commius komutasındaki yardım ordusu, Eylül ayı sonunda Roma surlarına eş zamanlı saldırılar başlattı. İçeriden Vercingetorix, dışarıdan Commius baskı kurdu. İlk hücumlar başarısız oldu, ancak ikinci saldırıda Roma savunmasında gedikler açıldı. Durum kritikleştiğinde Sezar, bizzat atının üzerinde cephe hattına girerek askerlerine moral verdi ve yalnızca 6.000 süvariden oluşan 13 birlikle ani bir karşı taarruz emri verdi.

Bu cesur hamle savaşın seyrini değiştirdi. Roma ordusu toparlandı, Galya kuvvetleri paniğe kapıldı ve geri çekildi. Ağır kayıplar veren Galya ordusu dağılırken, Roma askerleri artık tükenmiş durumdaydı.

Jül Sezar'ın suikasti.
Vercingetorix, Jül Sezar'a teslim olurken, temsili.

Vercingetorix’in Teslimiyeti ve Galya’nın Düşüşü

Ertesi gün, Alesia’nın direnişinin artık imkânsız olduğunu gören Vercingetorix, silahlarını bırakarak bizzat Sezar’a teslim oldu. Bu teslimiyet, Galya direnişinin fiilen sona erdiğini ve Sezar’ın askeri dehasının zirveye ulaştığını simgeliyordu.

Galya Savaşları’nın Bilançosu ve Roma’daki Algı

Günümüze ulaşan tarihî kaynaklara göre Jül Sezar, dokuz yıl süren Galya Savaşları boyunca yaklaşık 800 yerleşim bölgesini ele geçirdi ve 300’den fazla kabileyi Roma himayesi altına aldı. Bu seferler sırasında yaklaşık 1 milyon insan köle olarak satıldı, 3 milyona yakın insan ise doğrudan ya da dolaylı biçimde savaşlarda hayatını kaybetti. Antik çağın en büyük askerî harekâtları arasında yer alan Galya Savaşları, Sezar’ın askerî şöhretini benzersiz biçimde artırdı.

Ancak Roma’da durum farklıydı. Senato çevresindeki aristokrat kesim, Sezar’ın art arda gelen bu büyük başarılarına bilinçli şekilde mesafeli yaklaştı. Halk arasında ünü artmasına rağmen, siyasi elitler onun popülerliğinin yükselmesini engellemeye çalıştı. Bu dönemde bazı senatörler, Sezar’ın nihai hedefinin krallık olduğunu öne süren söylentileri yaymaya başladı.

Triumvirliğin Son Hamlesi (MÖ 55)

55 yılında, Sezar’ın ortakları olan Gnaeus Pompeius Magnus ve Marcus Licinius Crassus birlikte konsül seçildi. Göreve gelir gelmez, Sezar’a olan resmî saygılarını göstermek amacıyla onun Galya’daki askerî yetkilerini beş yıl daha uzattılar. Bu karar, Birinci Triumvirlik olarak bilinen Sezar–Pompeius–Crassus ittifakının son ortak siyasi hamlesi oldu.

Julia’nın Ölümü ve Bağların Kopuşu

54 yılında, Pompeius’un eşi ve Sezar’ın tek kızı olan Julia Caesaris, doğum sırasında hayatını kaybetti. Julia’nın ölümü, yalnızca kişisel bir trajedi değil, aynı zamanda Sezar ile Pompeius arasındaki son güçlü bağı da ortadan kaldırdı. Her iki taraf için de derin bir üzüntü kaynağı olan bu olaydan sonra, aralarındaki ilişki hızla soğumaya başladı.

Julia’nın ölümünden kısa süre sonra, MÖ 53 yılında, Crassus Parthia’ya düzenlediği askerî sefer sırasında hayatını kaybetti. Böylece Birinci Triumvirlik’i ayakta tutan iki temel unsur —aile bağı ve ekonomik güç— ortadan kalkmış oldu. Sezar hâlâ Galya’da bulunurken, Roma’daki siyasi denge tamamen Pompeius’un kontrolüne geçmeye başladı.

Sezar, ittifakı kurtarmak adına Pompeius’a evli olan yeğenlerinden birini eş olarak teklif etmeye dahi razı oldu. Ancak Pompeius bu teklifi reddetti ve bunun yerine, Sezar’ın en sert siyasi düşmanlarından biri olan Metellus Scipio’nun kızı Cornelia Metella ile evlendi. Bu evlilik, Pompeius’un artık açık biçimde Senato aristokrasisinin safına geçtiğinin işaretiydi.

Roma’da Dengenin Bozulması ve Senato Etkisi

Bu gelişmelerin ardından Senato içindeki kutuplaşma derinleşti. Sezar ile Pompeius arasındaki karşılıklı saygı tamamen ortadan kalktı ve Roma’da siyasi düzen hızla çözülmeye başladı. Sezar’ın askerî gücü karşısında duyulan endişe, Senato’yu daha sert adımlar atmaya yöneltti.

50 yılında, Senato üzerindeki etkisini iyice artıran Pompeius, Sezar hakkında resmî bir karar çıkarttı. Bu karara göre Sezar’ın Galya’daki görev süresi sona ermişti ve derhal Roma’ya dönmesi gerekiyordu. Ancak bu çağrı, Sezar için bir siyasi tuzak anlamına geliyordu.

Sezar, Roma’ya silahsız dönerse Senato ve rakiplerinin insafına kalacağını, güçlü bir orduyla dönerse ise iç savaşın kaçınılmaz olacağını çok iyi biliyordu. Roma’ya hemen dönmemesi, Pompeius tarafından vatana ihanet ve devlete itaatsizlik suçlamalarıyla karşılandı. Böylece Roma Cumhuriyeti, geri dönüşü olmayan bir yol ayrımına sürüklendi.

Jül Sezar'ın Rubicon’u Geçmesi ve İç Savaşın Başlaması

10 Ocak MÖ 49 tarihinde, günümüz İtalya sınırları içinde yer alan Rubicon Nehri’ni yalnızca bir lejyonla geçerek Roma’ya doğru ilerledi. Bu hamle, Roma Cumhuriyeti yasalarına göre açık bir isyandı ve iç savaşın resmen başladığı an olarak kabul edilir. Bazı antik tarihçilere göre Sezar, Rubicon’u geçerken geri dönüşün artık mümkün olmadığını ifade eden ünlü sözünü söyledi:

,,

Alea iacta est!

"Zar atıldı.", Jül Sezar

Pompeius’un Kaçışı ve Sezar’ın Hızlı İlerlemesi

Sezar karşıtı cephede yer alan Metellus Scipio ve Cato, Sezar’ın yanında Roma’nın en disiplinli ve tecrübeli birliklerinden biri olan 13. Lejyon bulunduğundan habersiz şekilde güneye doğru çekildi. Bu sırada Pompeius, Adriyatik kıyısındaki Brundisium üzerinden Roma’dan ayrılarak Hispania’ya yöneldi.

Sezar, Pompeius’u tamamen yok etmekten ziyade, on yıldır süren ortaklığı yeniden kurma ihtimalini değerlendirmek istiyordu. Ancak Pompeius, Sezar’dan uzak durmayı tercih etti. Sezar, Roma’da düzenin korunması için Marcus Aemilius Lepidus’u başkentte bıraktı; tüm İtalya’yı ise Markus Antonius’a emanet ederek Hispania’ya hareket etti.

Sezar, şaşırtıcı bir hız ve kararlılıkla, normalde aylar sürecek bir askerî yürüyüşü yalnızca 27 gün içinde tamamladı ve Pompeius’un Hispania’daki generallerini etkisiz hâle getirdi. Ardından doğuya dönerek MÖ 48 yılında Yunanistan’da Pompeius’un karşısına çıktı.

Pharsalus Savaşı ve Pompeius’un Yenilgisi

Sezar ile Pompeius arasındaki kesin hesaplaşma, MÖ 48 yılında Pharsalus Savaşı’nda yaşandı. Sayıca dezavantajlı olmasına rağmen Sezar, taktik üstünlüğü sayesinde Pompeius’u kesin bir yenilgiye uğrattı. Bu mağlubiyetin ardından Pompeius Mısır’a kaçtı.

Jül Sezar'ın Mısır'a Seyahati ve Kleopatra

Pompeius, Mısır’a ulaştığında Kral XIII. Ptolemaios’un emriyle yüksek rütbeli askerleri tarafından öldürüldü. Sezar, İskenderiye’ye vardığında Pompeius’un öldürüldüğünü öğrendi ve kendisini Mısır’daki bir iç savaşın ortasında buldu. Bu savaş, Ptolemaios ile kız kardeşi, eşi ve kraliçesi olan Kleopatra arasında yaşanıyordu.

Sezar, Pompeius’un Roma’daki politik çevreler tarafından yanlış yönlendirildiğine inanıyordu ve onu hayattayken bulabilseydi uzlaşma arayacağını düşünüyordu. Ptolemaios’un Pompeius’u Sezar’dan habersiz şekilde öldürtmesi, Sezar’ın bu iç savaşta Kleopatra’nın tarafını tutmasına yol açtı. Yapılan çatışmalar sonucunda Sezar, Ptolemaios’un ordularını yenerek Kleopatra’yı Mısır’da tek başına iktidara taşıdı.

Kleopatra, Caesarion ve Roma Hukuku

Sezar’ın tarihte bilinen tek biyolojik çocuğu olan Caesarion, Kleopatra’dan doğdu. Kleopatra daha sonra Sezar için özel olarak hazırlanan bir Roma yerleşimine taşındı. Ancak Sezar ile Kleopatra hiçbir zaman evlenmedi. Roma yasalarına göre Roma vatandaşları yalnızca Roma vatandaşlarıyla evlenebilirdi; Kleopatra ise Mısır Kraliçesi’ydi. Bu ilişki Roma toplumunda zina olarak dahi değerlendirilmedi, çünkü zina Roma hukukunda yalnızca iki Roma vatandaşı arasında söz konusu olabiliyordu.

Veni, Vidi, Vici: Doğu Seferleri (MÖ 47)

Sezar, MÖ 47 yılının ilk aylarını Mısır’da geçirdikten sonra Orta Doğu’ya yöneldi. Pontus’ta Kral II. Pharnakes’i Zela Savaşı’nda kısa sürede mağlup etti. Zaferin olağanüstü hızla kazanılması üzerine tarihe geçen “Veni, vidi, vici” (“Geldim, gördüm, yendim”) sözünü burada söylediği kabul edilir.

Afrika ve Hispania’da Son Direnişler

Pontus zaferinin ardından Sezar, Afrika’ya geçerek Pompeius’un Senato içindeki destekçileriyle savaştı. MÖ 46 yılında, bugünkü Tunus’ta bulunan Thapsus’ta kesin bir zafer kazandı. Bu savaşta en büyük düşmanlarından Metellus Scipio öldürüldü; onun müttefiki Cato ise yenilginin ardından intihar etti.

Pompeius’un oğulları Gnaeus Pompeius ve Sextus Pompeius, Titus Labienus ile birlikte Hispania’ya kaçtı. Sezar, kalan tüm rakiplerini kararlılıkla takip etti ve MÖ 45 yılının Mart ayında Munda Savaşı’nda son büyük zaferini kazandı.

Mutlak Güce Giden Yol

Bu dönemde Sezar, Roma’da art arda üçüncü ve dördüncü kez konsül seçildi. Artık Roma dünyasında ona rakip olabilecek askerî ya da siyasi bir güç kalmamıştı.

Roma’ya Dönüş ve Mutlak Gücün Kurulması

MÖ 45 yılının Eylül ayında Jül Sezar yeniden İtalya’ya döndü. Vasiyetinde, sahip olduğu tüm hakları ve rütbeleri Augustus Octavianus’a devredeceğini açıkladı. Eğer Augustus, Sezar’dan önce ölürse, tüm hakların Marcus Junius Brutus’a geçeceğini de belirtti. Ayrıca Augustus hakları devraldıktan sonra Brutus’tan önce ölürse, bu haklar yeniden Brutus’a ait olacaktı. Senato, Sezar’a olan saygısını her fırsatta dile getiriyor ve onu mümkün olduğunca onurlandırıyordu.

21 Nisan’da Sezar’ın zaferleri onuruna büyük Roma oyunları düzenlendi. Bu oyunlar sırasında Sezar’a, yalnızca Roma imparatorlarının giyebildiği mor cüppe ve defne ağacından yapılmış bir taç giydirildi. Roma hazinesinden ayrılan parayla Sezar için özel bir malikâne inşa edildi. Diktatör unvanı yasal bir statüye kavuştu ve Sezar’ın bu unvanı ömür boyu taşıyabileceği ilan edildi.

Dini törenlerde Sezar’ın heykelleri kullanılmaya başlandı. Bir heykeli savaş tanrısı Quirinus’un tapınağına yerleştirildi ve Romalılar bu heykeli tanrılara sunulan bir armağan olarak nitelendirerek üzerine “Görünmez Tanrı’ya” yazısını kazıttı. Üçüncü bir heykel ise Roma’nın yedi kralının bulunduğu alana dikildi. Roma tarihinde ilk kez, yaşayan bir insanın portresi bir paranın üzerine basıldı; bu kişi Jül Sezar oldu.

Konsüllüğün Anlamını Yitirmesi

MÖ 45 yılının Ekim ayında Sezar yeniden Roma’ya döndü ve dördüncü kez seçildiği konsüllük görevinden kendi isteğiyle ayrıldı. Yerine Quintus Fabius Maximus ve Gaius Trebonius’u konsül olarak atadı. Bu durum Senato’da büyük bir şaşkınlık yarattı; çünkü Roma Cumhuriyeti’nde seçim yapılmadan hiçbir makama atama yapılamazdı. Sezar ise bu geleneği hiçe sayarak yetkisini doğrudan kullandı.

Tüm bu gelişmelere rağmen Sezar, Hispania’daki zaferlerini kutlamaya devam ediyordu. Senato da onu onurlandırmayı sürdürdü; adına tapınaklar inşa edildi ve kendisine “Liberator” (Özgür Bırakan) unvanı verildi. Yapılan seçimlerin ardından Sezar yeniden konsül seçildi ancak bu kez konsüllük süresi hayat boyu olarak belirlendi. İstediği malikanede yaşamasına izin verildi.

Yasalar, Reformlar ve Roma’nın Yeniden Şekillendirilmesi

Sezar, yeni yasalar yürürlüğe koydu. Bu yasaların bazıları Roma’da tartışmalara yol açtı. 20 ile 40 yaş arasındaki Roma vatandaşlarının, askerlik görevi dışında, İtalya’yı üç yıldan fazla terk etmeleri yasaklandı. Sezar, bu düzenlemeyle tarımsal verimin artacağını ve vatandaşların Roma’nın çıkarlarına zarar verecek faaliyetlerde bulunmasını engelleyeceğini düşünüyordu.

Bir diğer yasa ise zenginleri doğrudan hedef alıyordu. Son derece varlıklı bir kişinin, köle statüsündeki yoksul birine zarar vermesi ya da onu öldürmesi durumunda, tüm mal varlığına el konulacaktı.

Ekonomi, Tarım ve Gazi Reformları

Sezar, tahıl alım satımını devlet denetimine aldı. Özel tarlalardan yapılan tahıl ticareti yasaklandı ve tüm üretim hükümet kontrolüne bağlandı. Böylece kimsenin devlet bilgisi dışında kazanç elde etmemesi amaçlandı. Ayrıca savaştan dönen gaziler için özel bölgeler ayrıldı ve her birine toprak verilerek birlikte yerleştirilmeleri sağlandı.

Takvim Reformu

Sezar, MÖ 63 yılında Pontifex Maximus (Başrahip) seçilmişti. Bu makamın görevlerinden biri de takvimi düzenlemekti. MÖ 46 yılında, 365 gün esasına dayanan yeni bir takvim oluşturdu. Bu takvim, 1582 yılında Papa XIII. Gregory tarafından düzenlenerek günümüzde kullanılan modern takvimin temelini oluşturdu. Takvim reformu nedeniyle MÖ 46 yılı tam 445 gün sürdü.

Roma’nın Yeniden İnşası ve Mutlak Yetki

Mimari ve Kültürel Atılımlar

Roma, Sezar döneminde en parlak yıllarını yaşamaya başladı. Ancak eski mimari yapıların eskidiğini fark eden Sezar, kapsamlı bir imar faaliyeti başlattı. Yeni mahkeme binaları ve pazar yerleri inşa edildi. Dönemin ünlü bilgini Marcus Terentius Varro’nun yönetiminde büyük bir kütüphane kuruldu. Yeni yapılar kaliteli mermer taşlarıyla inşa ediliyordu. Senato binası onarıldı ve yenilendi. Venus Genetrix Tapınağı yapıldı, Pomerium sınırları genişletildi.

Pater Patriae ve Sürekli Diktatörlük

Kısa süre sonra Sezar’a “Pater Patriae” (Vatanın Babası) unvanı verildi. Üçüncü kez diktatör ilan edildi ve üst üste dokuz yıl süren diktatörlüğü on yılın üzerine çıkarıldı.

"Dictator Perpetuus" ve Suikasta Giden Yol

Hayat Boyu Diktatörlük

MÖ 44 yılının başlarında Sezar’ın onurlandırılması durmaksızın devam etti. Aristokrasi ile Sezar arasındaki uçurum giderek derinleşti. Sonunda “Dictator Perpetuus” unvanını aldı ve böylece diktatörlük makamı ömür boyu hâle geldi. Bu unvan, Sezar’ı Roma’daki herkesin üzerine çıkarıyordu.

Halk arasında Sezar, “Rex” yani kral olarak anılmaya başlandı. Ancak Sezar bu lakabı reddetti ve Cumhuriyet için savaştığını vurguladı.

Son Kırılma ve Komplo

Venüs Tapınağı’na gelen Senato delegelerini Sezar’ın ayağa kalkarak karşılamaması, Senato onuruna büyük bir hakaret olarak algılandı. Sezar daha sonra bu davranışından büyük utanç duyduğunu dile getirdi, ancak zarar çoktan verilmişti. Komplo söylentileri hızla arttı.

Brutus, kayınbiraderi Cassius ve Senato içindeki destekçileriyle birlikte suikast planlarını başlattı. Kendilerine “Liberatores” adını verdiler. Planın açığa çıkması hâlinde önce kendilerini öldüreceklerine dair yemin ettiler.

15 Mart MÖ 44: Jül Sezar’ın Son Günü

Sabah Saatleri: Uyarılar ve Kötü Alametler

15 Mart sabahı, Roma takviminde İdes Martiae (Mart İdusu, Roma takviminde her ayın 15'ine denk gelen günü ifade eder) olarak bilinen gündü. Bu tarih, Roma’da borçların ödendiği ve Senato toplantılarının yapıldığı önemli günlerden biriydi. Jül Sezar, o sabah Senato’ya gitmek üzere hazırlandığında, etrafında alışılmadık bir huzursuzluk vardı.

Senatörler Sezar’ın gelişini bekliyordu; ancak Sezar gelmemişti. Bunun nedeni, o sabahın çok erken saatlerinde eşi Calpurnia’nın bir kâbusla uyanmasıydı. Calpurnia rüyasında, öldürülmüş Sezar’ı kollarında tutuyor ve onun için yas tutuyordu. Bazı anlatımlarda Calpurnia, evlerinin ön cephesinin çöktüğünü ve Sezar’ın öldüğünü görmüştü; başka bir versiyonda ise Sezar’ın bedeninin kanlar içinde kaldığı betimlenir.

Calpurnia’nın bu korkutucu düşleri, Sezar’ın hayatının büyük bir tehlike altında olduğuna dair kahin Spurinna’nın daha önce yaptığı uyarıları duymuş olmasıyla da açıklanabilir. Spurinna, Sezar'a şu uyarıyı yapmıştı:

“Mart'ın İdusu'na dikkat et.”

Sabah saat 05.00 sularında, Calpurnia, Sezar’a yalvararak o gün Senato toplantısına gitmemesini istedi.

Sezar kısa bir tereddüt yaşadı ve sonunda bu isteği kabul etti. Her ne kadar batıl inançlara sahip biri olmasa da, Spurinna ile Calpurnia’nın Roma siyasetinin içinde yer alan kişiler olduğunu biliyor ve temkinli davranmayı tercih ediyordu. Bunun üzerine Sezar, Markus Antonius’u Senato’ya göndererek toplantının dağıtılmasını emretti.

Ancak bu karar komplocuların kulağına ulaşınca, Decimus Brutus Sezar’ın evine giderek onu toplantıya katılmaya ikna etmeye çalıştı. Decimus, Sezar’a şu sözlerle seslendi:

“Ne diyorsun Sezar? Senin gibi birinin, bir kadının rüyalarına ve akılsız insanların alametlerine kulak vermesi yakışır mı?”

Bu sözlerin ardından Sezar kararını değiştirdi ve sonunda Senato toplantısına gitmeye razı oldu.

Sezar, Senato binasına doğru yürürken Spurinna’yı fark etti. Ona takılır bir ses tonuyla seslendi:

“Eh, Mart’ın İdusu geldi demek!”

Kâhin ise şu cevabı verdi:

“Evet, ama henüz geçmedi.”

Senato toplantısının yapılacağı yapı, Pompeius Tiyatrosu kompleksinin içinde yer alıyordu. Normal şartlarda Senato toplantıları Roma Forumu’nda yapılırdı; ancak Sezar, forumun yeniden inşasını finanse ettiği için Senato o dönemde Roma’nın farklı noktalarında toplanmak zorunda kalmıştı. Pompeius Tiyatrosu da bu geçici toplantı mekânlarından biriydi.

Aynı gün, tiyatro alanında gladyatör oyunları düzenleniyordu. Suikast planının kilit isimlerinden Decimus Brutus, kendisine ait bir gladyatör grubunu, Pompeius Tiyatrosu’nun bir parçası olan Pompeius Portikosu’na yerleştirmişti. Bu gladyatörler, komplocular açısından son derece stratejik bir rol oynayabilirdi.

Eğer Senato binası içinde Sezar’ı korumaya yönelik bir arbede çıkarsa, gladyatörler müdahale ederek durumu kontrol altına alabilirdi. Tersine, Sezar öldürüldükten sonra komplocular saldırıya uğrarsa, yine gladyatörler onların güvenliğini sağlayabilirdi. Ayrıca Senato binasına girmek için Portiko’dan geçmek zorunlu olduğundan, gladyatörler gerekirse bu alanı kapatarak hem Senato’ya girişleri hem de dışarıdan müdahaleyi engelleyebilirdi.

Sezar yürüyüş sırasında bir dilekçe uzatıldığını fark etti. Dilekçeyi getiren kişi, komplocularla bağlantılıydı. Sezar belgeyi daha sonra okumak üzere elinde tuttu; farkında olmadan kendi ölüm fermanını cebinde taşıyordu.

Bu esnada Marcus Antonius, suikast planından haberdar edilmişti. Antonius, Sezar’ı Senato girişinde durdurup uyarmaya çalıştı. Ancak komplocular Antonius’u kasıtlı olarak oyaladı; konuşmaya çekildi ve Sezar’dan fiziksel olarak uzak tutuldu. Bu, planın kritik aşamalarından biriydi.

Jül Sezar, Senato Salonu'na Varır

Sezar Senato salonuna girdiğinde, her zamanki gibi saygıyla karşılandı. Plütark’a göre, Sezar yerine oturduğu sırada Lucius Tillius Cimber, sürgüne gönderilmiş olan kardeşinin affedilmesi için bir dilekçe sunmak üzere yanına yaklaştı. Diğer komplocular da dilekçeye destek veriyormuş gibi yaparak Sezar’ın etrafını sardı. Hem Plütark hem de Suetonius, Sezar’ın Cimber’i eliyle geri çevirdiğini yazar. Ancak Cimber bu noktada ileri atıldı, Sezar’ın omuzlarından tutarak togâsını sertçe aşağı çekti.

Bunun üzerine Sezar, Cimber’e dönerek şu sözleri haykırdı:

“Bu yaptığın açıkça şiddettir!” (Ista quidem vis est!)

Tam bu sırada, komplocuların en gergin isimlerinden biri olan Publius Servilius Casca, Sezar’ın arkasına geçti. Casca, Sezar’ın togasını sertçe çekti ve boğazına doğru ilk bıçak darbesini indirdi. Darbe ölümcül değildi ama saldırı artık başlamıştı.

Plütark'ın aktardığına göre Sezar refleksle Casca’ya dönerek Latince şu sözleri söylediği aktarılır:

"Casca, seni hain, ne yapıyorsun?!" (Casca, tu barbarus, quid agis?!)

Casca, korkuya kapılarak aynı anda yüksek sesle Yunanca bağırdı:

“Kardeşim! Yardım et!” (Adelphe, boēthei!)

Buradaki “kardeşim” kan bağı değildir; komplocular arasındaki yeminli birlikteliği ifade eder.

Sezar Casca’yı şiddetle iterek uzaklaştırmayı başardıysa da, Gaius Servilius Casca, Sezar’ı bu kez yan tarafından bıçakladı. Bu andan itibaren saldırı bir anda her yönden başladı. Cassius, Sezar’ın yüzünü kesti; Bucilianus arkasından bıçakladı; Decimus, Sezar’ın uyluğuna hançerini sapladı.

Sezar kaçmaya çalıştı, ancak kanla kör olmuş haldeyken sendeledi ve yere düştü. Komplocular, savunmasız kalan Sezar’ı portikonun alt basamaklarında yatarken bıçaklamaya devam ettiler. Roma tarihçisi Eutropius, suikasta yaklaşık 60 ya da daha fazla kişinin katıldığını belirtir. Sezar’ın vücuduna 23 bıçak darbesi indirildi.

Suetonius, Sezar’ın ölümünden sonra bir hekim tarafından yapılan incelemeye dayanarak, bu darbelerden yalnızca bir tanesinin — kaburgalarının altına isabet eden ikinci darbenin — ölümcül olduğunu aktarır. Bu rapor, tarihte bilinen en eski otopsi kayıtlarından biri olarak kabul edilir ve Sezar’ın ölümünün esas nedeninin, aldığı çok sayıdaki bıçak darbesi sonucu meydana gelen aşırı kan kaybı olduğunu ortaya koyar.

Sezar, Pompeius Tiyatrosu’na bitişik Pompeius Senato Evi’nde, Büyük Pompeius’un heykelinin kaidesi dibinde öldürüldü. Sezar’ın son sözleri, tarihçiler ve akademisyenler arasında tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Cassius Dio ve Suetonius, Sezar’ın öldürülmeden önce hiçbir şey söylemediğini belirtir. Bununla birlikte, her ikisi de bazı yazarların Sezar’ın son sözlerinin Yunanca aşağıdaki cümle olduğunu belirtir:

“Sen de mi, çocuk?” (καὶ σύ, τέκνον?) (Kai su, teknon?)

Plütark ise Sezar’ın hiçbir şey söylemediğini, komplocular arasında Brutus’u gördüğünde, togasını başının üzerine çektiğini yazar. Plütark'a göre suikastın ardından Brutus, sanki Senato’daki ve komploya dahil olmayan meslektaşlarına bir şey söylemek ister gibi öne çıktı; ancak Senato üyeleri binayı hızla terk etti.

Jül Sezar'ın suikasti.
Jül Sezar suikasti, temsili.

Brutus ve yanındaki komplocular daha sonra şehir sokaklarında yürüyerek;

“Roma halkı! Bir kez daha özgürüz!” diye seslendiler.

Ancak bu çağrıya karşılık olarak derin bir sessizlikle karşılaştılar. Roma halkı, olup bitenlere dair söylentiler yayılmaya başlar başlamaz evlerine kapanmıştı.

Suetonius’a göre, suikasttan sonra komplocuların tamamı olay yerinden kaçtı. Sezar’ın bedeni bir süre dokunulmadan yerde kaldı. Ancak daha sonra üç köle, Sezar’ın cansız bedenini bir sedyeye yerleştirerek evine taşıdı; bu sırada kollarından biri sedyeden aşağı sarkıyordu.

Romalı şair Virgil, Georgica şiirinde Sezar'ın suikastini şöyle aktarır:

Güneş’in yalancı olduğunu söylemeye kim cüret edebilir?

Karanlık ayaklanmalar yaklaştığında, ihanetler ve gizli savaşlar güç kazandığında bizi uyaran yalnızca odur, başka hiç kimse değil. Sezar’ın öldüğü gün Roma’ya acıyan da yine oydu; ışığını keder ve karanlıkla örtmüş, tanrısız bir çağın sonsuz geceden korkmasına neden olmuştu.

Ama o saatlerde yalnızca Güneş değil, yeryüzü de, okyanusların düzlükleri de uğursuz işaretler gönderdi. Felaketin habercisi olan köpekler ve kuşlar, kötülüğü haber veren sesler çıkardı. Kaç kez gözlerimizin önünde Etna, patlayan ocaklarından fışkıran sellerle Kikloplar’ın tarlalarını boğdu; ateş toplarını ve erimiş kayaları etrafa savurdu. Germania, gökyüzünden geçen savaş uğultusunu işitti; Alpler, daha önce benzeri görülmemiş depremlerle sarsıldı.

Sessiz korulukların içinden herkesin duyabileceği bir ses yükseldi; sağır edici, yankılanan bir haykırış… Alacakaranlık çökerken, insanı ürperten solgunlukta hayaletler görüldü. Sözcüklerle anlatılamayacak bir dehşet yaşandı: hayvanlar insan diliyle konuştu, ırmaklar durdu, toprak yarıldı. Tapınaklarda fildişi heykeller kederle ağladı, bronz heykellerin üzerini ter damlaları kapladı.

Suların kralı Po Nehri, kudurmuş akıntısıyla ormanları söküp sürükledi; ovalar boyunca ahırları ve sığırları da beraberinde götürdü. Aynı saatlerde uğursuz lifler kurbanların iç organlarında görünmeye devam etti; kuyulardan kan aktı; tepelerdeki kasabalar gece boyunca kurt ulumalarıyla yankılandı.

Hiçbir zaman, bulutsuz bir gökten bu kadar çok yıldırım düşmemişti.

Hiçbir zaman, kuyruklu yıldızların ürkütücü parıltısı bu denli sık görülmemişti.

Sezar'ın öldürüldüğü nokta, Roma.
Sezar'ın öldürüldüğü nokta, Roma.

Jül Sezar'ın Suikastinden Sonra

Forum’a, Sezar’ın vücudundaki 23 bıçak darbesini açıkça gösteren balmumundan bir heykeli dikildi. Burada toplanan kalabalık, suikastçılara duyduğu öfkeyi açıkça ortaya koyarak Senato binasını ateşe verdi.

Suikasttan iki gün sonra, Markus Antonius, Senato’yu toplantıya çağırdı ve bir uzlaşma formülü üzerinde anlaşıldı. Buna göre, suikasta karışanlar cezalandırılmayacak ancak Sezar’ın yaptığı tüm atamalar ve kararlar geçerli sayılacaktı. Antonius bu hamleyle, Sezar’ın ölümünün devlet yönetiminde derin yarılmalara yol açmasını engellemeyi amaçlıyordu.

Aynı zamanda bu uzlaşma, suikastçıların hedeflediği siyasi sonuçları da büyük ölçüde etkisiz hâle getirdi; çünkü Sezar’ın kurduğu düzen fiilen korunmuş oldu.

Suikastçıların öngöremediği sonuç, Sezar’ın ölümünün Roma Cumhuriyeti’nin sonunu hızlandırması oldu. Sezar’ın özellikle destek gördüğü Roma’nın alt sınıfları, küçük bir aristokrat grubun onu feda etmiş olmasına büyük bir öfkeyle karşılık verdi. Halkın yas ve öfkesini iyi okuyan Markus Antonius, Roma kalabalıklarının bu duygularını kullanarak onları Optimates’e karşı kışkırtmakla tehdit etti; muhtemelen nihai hedefi Roma’nın kontrolünü ele geçirmekti.

Ancak Antonius’u şaşırtan ve hayal kırıklığına uğratan bir gelişme yaşandı. Sezar, vasiyetinde yeğeni Gaius Octavius’u tek mirasçısı olarak belirlemişti. Böylece Octavius, son derece güçlü olan “Sezar” adını devraldığı gibi, Cumhuriyet’in en zengin insanlarından biri hâline gelmişti. Evlat edinme yoluyla Sezar’ın oğlu konumuna gelen Octavius, bu sayede Sezar’a bağlı olan halkın ve çevrelerin sadakatini de miras aldı.

Evlatlık babasının öldürüldüğünü öğrendiğinde, Octavius Apollonia’daki eğitimini yarıda bıraktı ve Adriyatik Denizi’ni aşarak Brundisium’a doğru yola çıktı. Kısa süre içinde Gaius Julius Caesar Octavianus, yani Octavianus adını aldı; artık yalnızca Sezar’ın varisi değil, onun politik mirasının da taşıyıcısıydı.

Sezar öldürüldüğünde henüz 18 yaşında olan Octavianus, genç yaşına rağmen dikkat çekici bir siyasi beceri sergiledi. Antonius, yeni iç savaşların ilk safhasında Decimus Brutus ile uğraşırken, Octavianus sessiz ama kararlı adımlarla kırılgan konumunu güçlendirdi. Antonius başlangıçta Octavianus’u yaşı ve deneyimsizliği nedeniyle ciddi bir siyasi tehdit olarak görmedi; ancak Octavianus çok kısa sürede Sezar’ın dostlarının ve destekçilerinin desteğini ve hayranlığını kazanmayı başardı.



Diğer Yazılar


Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bu web sitesini kullanmaya devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş oluyorsunuz. Daha fazla bilgi için lütfen Gizlilik Politikamızı inceleyin.